Yazanel Edebiyat
ANASAYFA FORUM FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

TÜRKÇESİ VARKEN

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

NİĞDE KALESİ AHMEDEK BÖLÜMÜ

Erhan EROĞLU

24.Mayıs.2016, 01:03

Erhan EROĞLU




NİĞDE KALESİ AHMEDEK BÖLÜMÜ

Erhan EROĞLU

            Anadolu, 1071 Malazgirt zaferinden sonra hızlı bir Türkleşme sürecine girdi. Türkler Anadolu coğrafyasında kendilerinden önceki medeniyetler tarafından oluşturulmuş birçok kentle karşılaştılar. Genellikle sur içine sıkışıp kalmış bu kentlere Selçuklu Türkleri, Türkmenleri yerleştirdiler. Bu şehirler var oldukları haliyle kullanılmaya ve daha sonra Türk karakteristiği kazanmaya başladı. Anadolu şehirlerinin Türkleşmesi, eski şehirlerin gelişmesi, yeni şehirlerin kurulması ve göçebelerin şehirli oluşu şeklinde üç aşamada gerçekleşti.

            Malazgirt Zaferinden sonra Türkleşen, Anadolu şehirlerinden biri de Niğde’dir. Niğde, Türkiye Selçuklularının önemli askeri merkezlerinden biri olmuş ve buraya yönetimsel işlevinden dolayı “Darü’l Pehlivaniye” ( Pehlivanlar Yurdu) denmiştir.

            Askeri bir merkez olan Niğde şehrinin en önemli yapısal elemanı, doğal olarak kale idi. Niğde Kalesi, Alaaddin Tepesi, bu tepenin kuzeyinde küçük bir bölüm ve şehri ihata eden surlar olmak üzere üç bölümden oluşmaktaydı. Kalenin üzerinde inşa kitabesi bulunmadığı için yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir ancak ilk kuruluşunun 9. Yüzyılda Bizans döneminde olduğu düşünülmektedir. Niğde Türklerin eline geçtikten sonra kaleye, II. Kılıçarslan ve II. Rükneddin Süleyman Şah dönemlerinde ilaveler yapılmış, kale esas şeklini ise I. Alaaddin Keykubad döneminde almıştır. Karamanoğulları döneminde 1411 – 12 yıllarında onarım gören kale, Osmanlı döneminde İshak Paşa tarafından 1470 – 71 yıllarında tamir ettirilmiştir. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1727’de Niğde kalesinin yönetici ve askerlerini Nevşehir Kalesine göndermiş, kale bundan sonra yıkılmaya başlamıştır. Niğde’yi 1834’te ziyaret eden Texier, kalenin harap bir durumda olduğunu belirtmiştir. 1869 tarihli bir belgede de Niğde sokaklarının kaldırımsız olduğu, yıkılmasına karar verilen kalenin taşlarıyla sokaklara kaldırım döşenmesi ve kale arsasının satılarak yerine dükkân yapılması istendiği belirtilmektedir. Muhtemelen bu tarihten sonra kalenin dış sur bölümü yıkılmıştır.   

 

1: Dış Surlar: Şehrin iç kalenin dışında kalan bölümü bir surla çevrilmişti. Şehrin etrafını çevreleyen surlar sadece Niğde’nin değil aynı zamanda ülkenin güvenliği açısından da önem arz etmekteydi. Çukurova’da yaşayan Ermenilerden dolayı Niğde, Ereğli ve Karaman ile birlikte bir uç vilayeti olarak kabul edilmekteydi. Bu sebeple askeri harekât üssü konumunda bir kale kent niteliğindeydi. Niğde kalesi Çukurova’dan gelebilecek tehlikelere karşı önemli bir merkez olma durumunu Osmanlı döneminde sınırların genişlemesi ve iç bölgede kalması sebebiyle yitirdi. Dış surlar 19. Yüzyıl sonlarında yıkıldı ve günümüze ulaşamadı. Ancak şehrin ana caddeleri ile şehirdeki bazı yapılar surlar hakkında kabaca bilgi sahibi olmamıza yardımcı olmaktadır. Adından da anlaşılacağı üzere şehrin batısındaki Dışarı Camii, Akmedrese ve Saruhan surların dışında idi. Şehrin batısından geçen surlar bugün Uzun Sokak olarak isimlendirilen yere tekabül etmekteydi. Uzun Sokağın bittiği yerden şehrin kuzeyini kat eden surlar Bekir Ballı yokuşundan doğuya doğru devem etmekte Hanlar sokağından devamla Uzun Sokağın diğer ucuyla birleşmekteydi.

 

2: İç Kale: Bugün Alaaddin Tepesi olarak bilinen yer şehrin iç kalesi idi. Rahmaniye (Fatih) Mescidi, Alaaddin  Camii ve Hatıroğlu Çeşmesi İç Kale de bulunmaktadır. İç Kale ile şehrin diğer kesimleri arasında irtibat Sungurbey Camii civarındaki kapıdan sağlanmaktaydı. Çok az bölümü hariç, İç Kaleyi oluşturan ve Alaaddin tepesini çevreleyen surlar günümüze ulaşmamıştır.

 

3: Hisar – Anakule: Alaaddin Tepesinin kuzeyinde, Alaaddin Keykubad döneminde inşa edilen bir sur üzerine inşa edildiği düşünülen, sur ile çevrili altı köşeli bir kuleden ibaret olan ve Anakule olarak isimlendirilen bölüm Niğde Kalesinin en girift kısmıdır. Bu bölümün iç kale olduğu zannedilmekte ise de aslında iç kale Alaadin Tepesini çevreleyen kısımda bulunmaktaydı. 20. Yüzyıl başlarında cezaevi olarak da kullanılan Hisar ise şehrin askeri – idari merkezi olan ve “Ahmedek”, “Devlethane” olarak isimlendirilen birimdir. 

            Devlethane, Türkiye Selçuklularında, devletin idari işlerinin yürütüldüğü, devlet konuklarının ağırlandığı, elçilerin kabul edildiği mekâna verilen isimdir. Türkiye Selçuklularına bağlı yönetim birimlerinde de küçük Devlethaneler bulunmaktadır.

            Ahmedek, Halil Edhem’e göre Çağatay lehçesindeki “Açmedek” kelimesinden gelmektedir. Anadolu Türkçesinde “Ahmedek” şekline dönüşen kavram,  “müstahkem bir beldenin içindeki hisar” anlamı taşır. Anadolu Türklerinin, Peygamberimizin ikinci adı olan Ahmed’ten türemiş bir kelime kabul ederek bu savunma birimine bir kutsiyet kazandırmak istedikleri anlaşılmaktadır. Nitekim bazı Selçuklu kaynaklarında bu savunma birimine “Ahmed” denmesi ve Osmanlı döneminde Ahmedek kısmının Padişah Kalesi kabul edilerek at üzerinde girilmesinin yasak olması buna işaret etmektedir.

Kesin biçimde tanımlanması ve etimolojik yapısı belirli olmasa da bazı araştırmacılar ahmedeği iç kale ile aynı form içinde değerlendirmişler, hatta Bizans akropollerinin isim değiştirerek Ahmedek olduğunu ifade etmişlerdir. Şehir içindeki konumları belirli kurallara bağlı olmasa da ahmedekler Anadolu Türk şehrinde genellikle dış surların parçası gibi içeriden surlara bitişik olarak yapılmıştır. Ahmedekler tamamen askeri işlevler taşır ve ordunun şehirdeki kışlası vazifesini yürütür. Anadolu Türk şehirlerindeki ahmedeklerin yapılış tarihleri belli olmasa da surların inşasından hareketle hepsinin Selçuklu dönemine ait olduğu ifade edilebilir.   

 Ahmedek bir iç kale değildir. İç kalelerin iskân sahasını korumaya yönelik işlevine karşılık Ahmedek, tümüyle askeri bir yapı durumundadır. Bu nedenle kalenin sur ve diğer kulelerine göre daha yüksek ve sağlam bir yapı olmalıdır. Ahmedek, Türkler’in Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdıkları bir savunma tesisi olup bazı kentlerde Roma veya Bizans dönemlerinden kalan kaleden ayrı, Türk döneminde dış surdan önce inşa edilen, dış sur yapılınca bunun içinde kalan hisardır. Topun, surların yıkılmasında kullanılmaya başlandığı 15. Yüzyıl ortalarından sonra önemini kaybeden İç Kale ile dış surların yerini almış, bulunduğu kentin garnizonu haline gelmiştir. Niğde Kalesinde yanlış bir tanımla İç Kale olarak nitelendirilen Hisar da Ahmedek, yani şehrin garnizon kısmıdır.

            Niğde kalesindeki hisar, bir savunma birimi olması hasebiyle oldukça sade inşa edilmiştir. Yapıda dikkat çeken tek bezeme güney cephede yer alan “Siren” figürüdür. Kanatları iki yana açılan figürün baş ve gövdesi cepheden verilmiş olup, baş kısmı tahrip olmuştur. Başında üç dilimli taç ile yanlarda uzun saçları vardır. Sağ kanat daha çok tahrip olmasına rağmen, sol kanadın üst kısmında kanat çizgileri belli olmaktadır. Kuyruk kısmı yelpaze şeklinde olup, gövdeye ince bir boğumla birleşmektedir. Ayaklar tahrip olduğu için pençeler seçilememektedir.   

            Siren, kuş gövdeli, insan başlı (çoğunlukla kadın başı) mitolojik bir figürdür. Tabiatüstü sihirli gücüne inanılan bu figürün, bulunduğu yapıyı her türlü kötülük ve düşmanlıktan koruyan bir özelliğe de sahip olduğu düşünülür. Sirenler, Türk sanatına ait taş süslemelerde, tılsımlı koruyucu, bekçi olarak tasvir edilmişlerdir.

            Sonuç itibariyle Selçuklular döneminde önemli bir savunma ağının kilit noktalarından birini oluşturan Niğde Kalesinin dış surları tamamen yok olmuş, iç kale surları ise çok az bir kısmı ile günümüze ulaşmıştır. Ancak Ahmedek olarak nitelendirilebilecek olan Hisar kısmı ise sağlam şekilde bugüne kadar ayakta kalmıştır.

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

AKŞİT, Ahmet (2005), “Selçuklular Devrinde Niğde’nin Fiziki Yapısı”, Niğde Tarihi Üzerine, (Editör Musa Saşmaz), İstanbul, Kitabevi, s. 25 – 33

 

AKŞİT, Ahmet (2012), Selçuklular Devrinde Niğde Şehri, Konya, Kömen Yayınları

 

ALSAN, Şenay (2005), “Türk Mimari Süsleme Sanatlarında Mitolojik Kökenli Hayvan Figürleri ( Orta Asya’dan Selçukluya)”, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türk Sanatı Ana Bilim Dalı,  (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul

 

ERAVŞAR, Osman “Anadolu Selçuklularında İdari Mekân Olarak Devlethane”, I. Uluslararası Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Kongresi, (11 – 13 Ekim 2000), Cilt 1, Konya, 2001, Sayfa 281 – 295

 

ERAVŞAR, Osman “Ortaçağ Anadolu Kentleri”, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 7, Sayfa 333-344

 

GABRİEL, Albert Louis (1999), Anadolu’da Türk Anıtları I Niğde, (Çev. Akif Tütenk), (Haz. Faruk Yılmaz) Niğde, Niğde Belediyesi Yayınları I

 

KUBAN, Doğan (1965), “Anadolu Türk Şehri – Tarihi Gelişmesi, Sosyal ve Fiziki Özellikleri Üzerinde Bazı Gelişmeler”, Vakıflar Dergisi, Sayı 7, S. 53 – 73

 

KÜÇÜKDAĞ, Yusuf, “Konya Kalesinin Ahmedek Bölümüne Dair”, I. Uluslararası Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Kongresi, (11 – 13 Ekim 2000), Cilt 2, Konya, 2001, Sayfa 83 – 91

 

ÖNEY, Gönül  (1967), “Niğde Hüdavend Hatun Türbesi Figürlü Kabartmaları”, Belleten, Cilt 31, Sayı 122, s. 143 – 167

 

ÖZCAN, Koray (2010), “Anadolu Türk Kent Tarihine Katkı: Anadolu Selçuklu Kenti (XII. Yüzyılın Başından XIII. Yüzyılın Sonuna Dek)”, Megaron Dergisi, Cilt 5, Sayı 2, S. 55 - 65

 

ÖZKARCI, Mehmet (2001), Niğde’de Türk Mimarisi, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi

 

 


Bu haber 1079 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Halil MANUŞ Halil MANUŞ
BANA NE Kİ
Arzu METLİ Arzu METLİ
HAYATIN İŞARETLERİ
Ozan ERBABİ Ozan ERBABİ
MUSTAFA KEMAL’İM
Bayram AKTAŞ Bayram AKTAŞ
İNSANIN KIYMETİ
Bekir ÜNVER Bekir ÜNVER
YİNE HAZAN, YİNE HÜZÜN
Mustafa BATMAN Mustafa BATMAN
GÖZLERİ PERİ BİR DENİZ KIZI
Mahmut ÇAĞATAY Mahmut ÇAĞATAY
BİN OLURUZ
Gazi KARABULUT Gazi KARABULUT
ÖZLÜYORUM
Mustafa METLİ Mustafa METLİ
YOKSUN
Mesut YAZANEL Mesut YAZANEL
BİRAZ DA ARABESK
Erhan EROĞLU Erhan EROĞLU
NİĞDE KALESİ AHMEDEK BÖLÜMÜ
ESAT HALAÇOĞLU ESAT HALAÇOĞLU
ANNEMİN ARDINDAN
İhsan UĞRAŞ İhsan UĞRAŞ
BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZDA
Aydın UZKAN Aydın UZKAN
LÂL CERİHALAR
Veli HAYTA Veli HAYTA
''NE OLURSAN OL GEL'' EĞİTİM ŞART
Bestami NAR Bestami NAR
BAHAR GELDİ Mİ ?
Mehmet KESKİN Mehmet KESKİN
YOK..
A. TEMİR A. TEMİR
Gerçek Kahramanlara Mektuplar
Aydın ORHAN Aydın ORHAN
öYLECE
Yunus KIZIL Yunus  KIZIL
GÜNEŞ NE ZAMAN DOĞACAK?
Özcan CANPOLAT Özcan CANPOLAT
MUHAYYELAT
Hilal ÇAPKINER Hilal ÇAPKINER
ÖTE...
İbrahim YILMAZ İbrahim YILMAZ
MUHALİF RÜZGAR
Ümit SİVRİKAYA Ümit SİVRİKAYA
FUTBOL TERÖRÜ
Bekir ÇINAR Bekir ÇINAR
DOĞRU KONUŞALIM DOĞRU YAZALIM
Birgül UZUN Birgül UZUN
UZAKLARDAKİ ZEYTİN AĞACI
Osman DEMİRTAŞ Osman DEMİRTAŞ
Bakıp da Göremediklerimiz

YAZAN-EL EDEBİYATA DAİR - Edebiyata ve Sanata Dair Ne Varsa Bu sitedeki eserler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır.
RSS | Yazar İçin | Yazarlık

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi